Yaklaşık dokuz aydır bu sayfada yazdığımı fark ettim bugün. Bir canın dünyaya gelebileceği kadar uzun bu zaman, bir canın canından çıkmasına yetmemiş…
Daha öncesi de var, çok daha önceden beri yazıyorum ama burada değil. Arada, evimde bir yerlerde yazdıklarıma rastlıyorum, bir kitap arasında, dosyaların içinde, faturaların ortasında ve tarihi kalıntılar üzerinden bir tarihi tahminde bulunursam, dört yıl öncesine kadar gidiyor bunlar... En eski kayıt Burcu’ya âşık olduğum zamanda yazdıklarım oluyor. Deli divane aşık olduğum, aylarca günde bir iki saat bile uyumadığım, uyuyamadığım geceler boyu kitap sayfalarını aşındırdığım, okumanın bile içimdeki haykırışı yok edemediği anlarda, haykırmak isteyip haykıramadığım için yazdıklarım… Zor bir şeydi benim için, çok zor bir dönemdi, kötü bir insan olmayı hala beceremediğim günlerdi ve ben en iyi arkadaşlarımdan birinin yeni ayrıldığı, ayrıldığı için de çok üzüldüğü eski sevgilisi ile beraber olamazdım. Tüm çektiğim acılara rağmen reddettim bu ilişkiyi bu yüzden, yapamadım. Aynı odada, yan yana iki yatakta yatıp ona uzanıp dokunamadım ve sadece seyrettim, gece boyu, sabaha kadar… Yanımdaydı, o da istiyordu ama ben yapamıyordum. Yanımda kaldı, dostum oldu ve ben onu dinleyip kendi acılarımı sadece yazdım…
Çok zaman geçti bütün bunların üzerinden, çok sular aktı denir ya, o sularla birlikte, bir kısmı suya yazılan çok yazılar yazıldı. Başka kadınlar oldu, başka aşklar, başka “ilişkiler” ve hepsinden öte ben başka bir adam oldum çıktım.
Neyim ben? Bazen çok merak ediyorum bunu. Bu sayfada yazdıklarımı okuyanlara sorsam, yazdıklarımın tümü üzerinden nasıl tanımlar acaba beni?
Bundan yedi sekiz ay kadar önce, odasına konuk olduğum ve ondan sonra her defasında beni çok iyi ağırlayan, yazdıklarından hem keyif alıp hem çok şey öğrendiğim, fikirlerini ve “bakışını” çok önemsediğim, hem saygı duyup hem de derinden bir hayranlıkla bütünleşik sevgi beslediğim bir blog kardeşim, tam olarak hatırlayamıyorum ve bu yüzden beni affetsin, bana bir şey anlatmıştı ve aklıma şimdi bu geldi: Bir adam, bu arkadaşımın okuduğu kitaplardaki altını çizdiği yerleri okumak istediğini söylemiş ve bunu yaparak onu daha iyi tanımak iddiasındaymış.
Hadi okuduklarımda altını çizdiğim, notlar aldığım şeyleri bir yana bırakıyorum ama bu yazdıklarım, bu sayfadakiler üzerinden ben, ne kadar benim. Evet, hep söylüyorum ve bir yanıyla nesnel bir gerçek, bunlar benim ama iyelik anlamında ve soruyorum kendi kendime, bu ben miyim?
Yazarken, dün olduğunu söylediğim şey dün oldu mu gerçekten? Yazdıklarımın hangisi hayal ürünü hangisi gerçek? Bunların hangisi benim kişisel tarihim, hangisi benim kişisel tarihimin kişisel yeniden yaratımı?..
Neyim ben? İnsanların yazdıklarının altına hem kendi sayfam için hem de onların sayfalarına, yorum yazmadığımdan dolayı kendini beğenmişin biri mi?
Neyim ben? Bunca acı çeken bir adam mı yoksa bunca ve daha fazla acıdan kaçan biri mi? Acılarımı güzelleyip mi yazıyorum? Peki ya acı, güzelleseniz de acı değil midir ve güzel olabilir mi?
Neyim ben? Kendini bulmaya çalışmak için yazan, yazdıkça yarattığı hayal dünyasının içinde daha çok kendini kaybeden ve belki de bunu bile bile yapan bir adam mı?
Neyim ben? Hangisi gerçek bunların? Örneğin, Burcu diye biri gerçekten var mı ve ben gerçekten ona aşık oldum mu? Aşk diye bir şey var mı? Ben aşık olabilir miyim? Tüm yazdıklarım ve yaşadıklarım nedir? Bir ilişkiler toplamı mı? Toplayıp yüzüme çarpmaktan ibaret bir işlem mi bu yazdıklarım?
Neyim ben?.. Benim için, sedeften bir tabut içinde olduğumu da iddia etsem, tam bir mezar olan bu şehirde, yazdıkça, yazarken zaman geçtikçe üzerimdeki ölü toprağını mı besliyorum? Beni zaten boğarken şehir, ben yazdıklarımla hayallerimi yığıp üst üste, kendimi boğacak toprağı mı serpiyorum üzerime?
Neyim ben?
Ne yapıyorum?..
Susuyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder