
Ahmet Ümit, Bab-ı Esrar
Benim öyle, işte bu benim hayatımın kitabı dediğim bir kitabım olmadı. Daha doğrusu şöyle, okuduğum pek çok kitaptan sonra, bir süre o kitap benim için hayatımın kitabı oldu ama hani şöyle, her şeyiyle, beni etkileyen ve defalarca okuduğum, defalarca baktığım bir kitaptan bahsediyorum. Belki beni anlattığı için, belki bana yeni bir çığır açtığı için, belki hayatı ve insanları daha iyi kavramamı sağladığı için, belki entelektüel ufkumu geliştirdiği için…
Böyleyken, şimdi şuraya, etkilendiğim, sonra bir daha okuduğum, her okuduğumda ayrı bir tat aldığım, arada altını çizdiğim yerlere göz attığım kitapları sıralamaya kalksam yeni bir sayfa açmam gerekir. Aslında bunu da kısmen, “yağmur notları” ile yapmış durumdayım ama maalesef arada hala, zaman yokluğundan kaynaklı olarak oraya ekleyemediğim kitaplar ve notlarım var. Bırakın eskiden okuduklarımı, yenilerde okuduklarımın bile notlarını almak için zaman bulamıyorum…
Bunları şu ara hayatımın kitabı olduğunu düşündüğüm bir kitaptan bahsetmek için yazıyorum. Hemşerim olan ve televizyonda rastladığımda hemşerim olduğunu konuşmasıyla hala belli eden Ahmet Ümit’in son kitabı, Bab-ı Esrar’dan bahsediyorum. Demiş olduğum gibi bir kitap çok farklı nedenlerle etkilemiş olabilir insanı. Hatta bu neden bazen kitaptan, yazardan ve yazılanlardan bile görece bağımsız olabilir. Örneğin, ben bu kitabı okumaya havaalanında başladığımdan, sonrasında uçakta devam ettiğimden, kitabın başlangıcının bir uçak yolculuğu olmasından, daha o başlangıçta kitapta ortaya çıkan gizemli havadan, uykusuzluktan bir an gözlerim kapandığında yanımda Ahmet Ümit’in olduğunu düşünmüş, belki de düşlemiş olduğumdan sebep bile etkilenmiş olabilirim kitaptan. Ama öyle değil…
Ne yalan söyleyeyim bu kitabı alırken, pek çok nedenin yanında Ahmet Ümit külliyatının neredeyse tamamını okumuş olmamın da bir etkisi var ve sağ olsun kendisi de bu kitabıyla bırakın beni pişman etmeyi, kitabı almamın ve okumamın son zamanlarda yaptığım en iyi şeylerden biri olduğuna ikna etti.
Kitap başlangıçta, Şemsi Tebrizi’nin öldürülüşünün mistik ve etkileyici bir şekilde anlatılmasıyla başlıyor ve sonrasında babası Konyalı bir Türk, annesi İngiliz Karen Kimya’nın uçakta Türkiye’ye iş dolayısıyla geliş yolcuğu ve sonrasında “gelişen olaylarla” devam ediyor. Karen yıllar önce, henüz çocukken, çok küçük yaşta inancı için karısını ve çok sevdiği çocuğunu terkmiş olan babası ile birlikte bir kez gelmiştir Konya’ya ve o gelişinden zihninde silik görüntüler kalmıştır sadece. Yıllar sonra, bu kez İngiltere’de çalıştığı sigorta şirketinin eksperi olarak, bir otel yangınını incelemek üzere şirket tarafından görevlendirilmiştir.
Daha uçağa bindiği andan itibaren gördüğü düşler, yaşadıkları, içsel gerilimleri gerçeklik algısını yitirecek derecede etkilemeye başlamıştır Karen’ı ve bu düşler kitabın zamansal gezinmelerinin ve kitaptaki mistik havanın zeminidir. Bu zamansal gezinmelerde, Mevlana’nın Şems ile karşılaşmasından tutunda, Şems’in öldürülmesine kadar pek çok durağa uğranmakta ama bunların hiç birisi kitabın bütünlüğünü bozmamakta hatta tam tersine, onu beslemektedir.
Bu kadar, yani daha fazla bir şey anlatmayacağım, zira, bilenin bildiği gibi sevmiyorum okuduğum bir kitabı ya da izlediğim bir filmi olduğu gibi anlatmayı ve bu tür durumlarda sadece çağrışımlarımla yetiniyorum.
İlk söylemek istediğim, Türkçeyi çok iyi konuşan ama hem adıyla hem de tarzıyla “yabancı” olan ve yıllar sonra Türkiye’ye bir vesile dönmek durumunda olan roman kahramanlarına son bir iki aydır, ikisi de yeni yayınlanmış iki kitapta da rastlıyorum. (İkincisi Kaan Arslanoğlu’nun “Karşıdevrimciler”i) Üstelik her iki karakterin de yaşadıklarının ve hissettiklerinin birbirine benziyor oluşu bana ilginç geliyor. Ama daha ilginci kitapların yazım süreçlerine, basım tarihlerine bakıldığında iki yazarın da birbirinin kitaplarını okumamış olma ihtimalleri çok yüksek…
İkincisi, polisiye romanı sever misiniz bilmiyorum ama ben, sevip sevmemekten öte, iyi yazılmış bir polisiyenin her şeyin ötesinde insanın analitik düşünme yetisini geliştirdiğine inanıyorum.
Üçüncüsü, sevdiğim iki tarz olan polisiye ve bilim kurgu edebiyatında her zaman için edebi yanı zayıflatacak zaaflar olduğu düşünülür; ama yıllar önce sanırım Metis Yayınları’nın sahibi olan Bülent Somay tarafından söylenmiş olan, “iyi bilim kurgu, iyi edebiyattır.” sözü burada yeterince açıklayıcıdır. Açıkçası, özellikle ilk kitapları olmak üzere, Ahmet Ümit’in kitaplarının edebi yanının biraz zayıf olduğunu ve hatta dilinin hani yerindeyse, basit olduğunu düşünürdüm ve bu durumun yeni çıkan kitaplarında gittikçe azaldığını gözlemlerdim. Oysa, Bab-ı Esrar’ı okuduktan sonra, kendi kendime, artık bu konuda Ahmet Ümit’e tek bir laf etmeyeceğime, edemeyeceğime dair bir söz verdim. Zira, kitapta beni en çok etkileyen şey kitabın diliydi ve şaşırtıcı bir olumlu değişim söz konusuydu…
Dördüncüsü, içinde Mevlana’nın, Şems’in, dervişlerin, semazenlerin geçtiği kitap hem o mistik havadan kopmuyor hem de her an yazarın mistisizme karşı tavrı ile sizi bu dünyadan ve gerçekten koparmıyor. İşte bu, benim Ahmet Ümit’te en sevdiğim şeylerden biri ve ben buna bir tür dürüstlük diyebilir ve önünde saygıyla eğilebilirim. Bir arkadaşım, Ahmet Ümit’le bir sohbet olanağının olduğunu ve o sohbette örneğin, Beyoğlu Rapsodisi kitabındaki, sanırım adı Katya’ydı ve kitaptaki tek olumlu karakterdi, Rus kadın karakteri ile sosyalizme ve Sovyetler Birliği’ne olan saygısını bir şekilde ifade ettiğini söylediğini anlatmıştı. Bu kitapta ise Karen’ın annesi ve O’nun kitabın son sayfalarındaki mistisizme dair söyledikleri üzerinden Ahmet Ümit’in, bence, son derece sağlıklı duruşunu görebiliyoruz.
Beşincisi, gerek Şems’in gerekse Mevlana’nın ve inançlarının benim gibi tanrıya inanmayan biri için bile, hele de böylesi bir anlatımla, şaşırtıcı bir etkileyiciliği var… Bu etkiyi daha geçenlerde, henüz kitabı okumamışken bir arkadaşıma yazdığım elektronik postada kısaca anlatmıştım ve şimdi bu etkinin benim için daha da etkileyici olduğunu yeniden yazıyorum…
Altıncısı, Bab-ı Esrar benim hayatımın kitabı oldu, şimdilik…
okumadım.. hatta hiç ahmet ümit okumadım..
YanıtlaSilmerak ettim..
tez zamanda alınacak kitaplar listeme ekledim..
:)