14 Kasım 2008 Cuma

İnek Meselesi (Öykü - 20/2)

1. Bölüm (Gece Baskını- Öykü 20/1)

2.      Bölüm

O gece, ben dışarıda olup biteni izlerken, makineden gelen sesle işimin başına dönmek zorunda kalmıştım. Bu yüzden sonrasında ne olduğuna dair bir fikrim yok. İşim bitip de tekrar dışarı baktığımda saat beşi geçiyordu ve sokak sanki az önce hiçbir şey olmamış, benim gördüklerim bir düşten ibaretmiş gibi sessiz ve kimsesizdi. Polisin baskın yaptığı evde bile ne bir hareket ne bir ses ne de bir ışık vardı.

Sabaha karşı eve gidip biraz uyuduktan sonra işe döndüğümde ise bu olayı tamamen unutmuştum. Gece bir rüya görmüştüm ve sabah hatırlamıyordum bile, öyle gibiydi demek istiyorum. Akşam eve geldiğimde bir ara aklıma gelmiş ve karıma, öylesine, kısaca, akşam yemeği esnasında anlatmaya başlamıştım ama bizim oğlanın annesini yemek yememek konusunda sinirlendirmesiyle, konu kapanmış oldu ve bir daha açılmadı.

Ertesi sabah işe geldiğimde, o geceden kalan yorgunluğum da, uykusuzluğum da kalmamıştı. Alt kattaki masamın başında, yukarından gelen makine gürültülerinin arasında, hesap defterlerinin üzerinde,  ön muhasebeye bakan kadınla, ben arada kadına bakarken çalışıyorduk ki iki tane adam girdi içeri.

Birincisi, altmış yaşlarında, ağarmış kirli sakalları, ön tarafından dökülmüş ve yine ağarmış saçlarıyla, altında şalvarı, üstünde gömleği, gömleğinin üstünde yeleğiyle köylü görünümlü, eğri burunlu bir adamdı. İçeri girdiğinde benimle konuşmaya başlayan diğeri ise, burnu itibariyle yaşlı olana benzeyen, ona göre oldukça kilolu, geniş göbekli, şişman yanaklı, o şişman yüzün altında küçücük çeneli, çizgili ve geniş kesim bir takım elbise giymiş, göbeğinin altından pantolonunun kemer yeri dışa katlandığından içi görünen en fazla kırkında biriydi.

- “Selamun aleyküm usta! …çı burası mı? Alt kata sorduk bura dediler de…”

- “Aleyküm selam. Buyrun, evet burası”, dedim ama bir yandan da kim olduklarını anlamaya çalışıyordum. Bizim müşterilerden biri olsa alta sorduktan sonra doğrudan konuya girerlerdi ama adamların derdi başka, öyle olmalı…

            - “Mahmut diye biri çalışıyor mu burada?”

            Boş boş ve soran gözlerle adama bakmış olmalıyım ki, adam telaşla konuşmasına devam ediyor:

- “Ustam, kusura bakma. Sizin üstte çalışan göbekli biri varmış. Aşağıdaki …çıya sorduk, adı Mahmut dediler ama yukarıda çalışır dediler de o yüzden sordum.”

Mahmut diye bir çalışanım yok ve bunu adama da söyledim. Ama göbekli deyince, bir an niyeyse üzerime alınıp kendimi masaya doğru yaklaştırıp konuşuyorum adamla. Bereket önümde bilgisayar var…

- “Abicim, burada Mahmut diye biri yok! Hayırdır? Bak çalışıyoruz, ne istediğini anlamadım. Eğer ne olduğunu söylersen…”

- “Ustam kusura bakma, sizi de işinizden ediyoruz ama…” diye söze başlıyor yaşlı olan adam ve susuyor. Yaşlı adama bakarak konuşmayı devam ettiren göbekli oluyor: “Ya babamın bir sorunu var da Mahmut’u bulursak sorun çözülecek inşallah.”

- “İnşallah da abicim, anlıyorum seni de, bunun benimle, benim iş yerimle ne alakası var onu anlayamıyorum.”

Sesim biraz sert çıkmış olmalı ki adamların zaten ezik duruşu daha da belirginleşiyor ve sanki mahcup olmuşlar da gitsek mi der gibi birbirlerinin yüzüne bakıyorlar. Ben öyle zannediyorum ama adamlardan şişman olan konuşmaya başlayınca, kim konuşacak diye karar vermeye çalıştıklarını ve bakış trafiğinden ihalenin göbekli de kaldığını anlıyorum. Ne de olsa, müşkül durumda olan babası ve bu ülkede müşkül olanlar haklarını almak için kendilerine hep bir vekil ararlar. Biri onun adına konuşurken diğerinin ne kadar zor durumda olduğunu anlatacak bir şekle bürünüp oracıkta öyle durması gerekiyor ki içinde bulunduğu durumun zorluğuna karşıdaki ikna olsun.

Bunları o anda düşünmedim tabi, şimdi düşünüyorum ama neyse, sonuçta göbekli olan, yaşlı adamın oğlu anlatıyor derdini:

- “Ustam, benim şimdi bu sokakta, şurda hemen az ilerde, sokağın girişine yakın bir evim var. Heee… Yani ben ev sahibiyim ama kiracı oturur. Hee… Adam şerefsizmiş ne bileyim tabi ben adamın şerefsiz olduğunu. Hee… Geçen gece polis bu sokakta bir eve baskın yapmış, duydunuz mu?”

Adam her “hee…” deyişinde olduğu gibi bu son cümlede de biraz duruyor ama ben bunu soru olarak algılamadığımdan olacak cevap vermiyorum ve adam da “hee…”lerini araya katarak anlatmaya devam ediyor. O da cevap beklemiyormuş zaten!

- “O ev işte benim ev, polisin gece baskın yaptığı. Şimdi bu adam eve bir inek getirmiş. Getirmiş dediğim çalmış mı ne? Hee… Dedim ya ustam adam şerefsizmiş diye, hırsızlık yaparmış hep. İnek evin garajındaymış. Şimdi benim babamda da o garajın anahtarı vardı. Adam diyor ki ineğimi baban çaldı. Hee… Kafanı şişirdim ama ustam biliyorum da, lafın kısası eğer Mahmut’u bulursak, o gece o polisin geldiğini görmüş herhalde? Eğer, derse ki benim kiracıya, ‘he, o akşam polis geldi’ diye babamın çalmadığı ortaya çıkacak. Heee…”

Bu defaki “he”sinde araya giriyorum ve “ anladım da abicim, birincisi benim işyerimde öyle bir çalışanım yok. İkincisi, kusura bakmayın ama olsa bile ben çalışanlarımı böyle bir meseleye bulaştırmak istemem. Üçüncüsü, yahu adamın evini basıyor polis de adamın evinin basıldığından haberi olmuyor mu?” diyorum. Polis gittikten sonra ışıkların kapalı olduğunu hatırlayınca bu üçüncüsünü gerçekten merak edip sorduğumu fark ettim.

- “Kusura bakma ustam, tabi siz bilirsiniz. Babam gerçekten zor durumda da o yüzden şey dedim… Şerefsiz o gece köydeyim diyor benim haberim yok diyor, bir sürü secaat yapıyor işte… Yok, ben bilmem, polis molis anlamam, baban çaldı benim ineğimi deyip duruyor. Adam pislik zaten ustam, şerefsiz dedim ya…”

Yine araya girdim: “Anladım ama abicim, dediğim gibi, kusura bakmayın” dedim ve adamlar tekrar tekrar özür dileyip boyunlarını büküp çıktılar…  

Adamlar gittikten sonra bizim muhasebeciyi bir çay getirmesi bahanesiyle mutfağa yollayıp bir süre de olsa yalnız kalmak istedim. Zaten yeterince dağılmıştım ve biraz toparlanıp çalışmaya öyle devam edecektim.

O kısacık zamanda, o gece dışarıyı seyrederken benden başka birilerinin daha olayı gördüğünden tutun da, beni de olayı gördü diye bu adamlara anlatmalarına, anlatırken göbekli diye tarif ettiklerinden bugünlerde çok kilo aldığıma ve spora başlamam gerektiğine kadar bir dolu şey düşündüm. Tabi arada benim gördüklerimle, adamın anlattıkları sonucunda edindiğim fikirler arasındaki çelişkiler de düşündüklerim arasındaydı.

“Hey, allahım, amma saçma sapan şeylerle uğraşıyorum” diye düşünüp bu konuyu kapatmaya ve işime dönmeye karar verdim. Zaten o arada, elinde çayla muhasebeci kadın girdi içeri. Ben işe döneriz ve mevzu kapanır diye umarken kadın, meraklı meraklı bana bakıp konuyu yeniden açtı. Arada konuşurken olay kafamda biraz daha netleşse de konuştuklarımızı anlatmayacağım. Sadece şunu söylemeliyim ki ben bilmiyormuşum ama bizim işçiler o evi, evdekilerin hırsız olduklarını, polisin bunların daha önceki evlerini de bastığını, gözaltına aldığını ama bir şekilde hep yeniden serbest bıraktığını biliyorlarmış.

Bu arada şu inek meselesini de bizim servise bakan elemanlardan biri dün duymuş ve bunu işçiler kendi aralarında konuşup baya gülmüşler. O gece benim duyduğum inek sesi gerçekmiş ve polis gerçekten evden, çalıntı mallarla beraber ineği de alıp götürmüşler ama adamlar yüzsüzlük yapıp sanki olayı tüm mahalle bilmiyormuş gibi eve polisin gelmediğini ve ineği çalanın ev sahibinin babası olduğunu söylüyorlarmış.

Evet, olayı tüm mahalle biliyormuş ama polisin geldiğini söylemem için, neden bilmiyorum, sadece bana gelmişler.

Bu arada, mahalleli adamların, dört kişi,  ineği havaalanı yolundaki A… ilçesinden, bir gece ineği kendileriyle beraber otomobile bindirerek çaldığını da biliyormuş… 

Son…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder