17 Aralık 2009 Perşembe

Titreyerek Uyanmak... (Sayıklamalar)

Titriyordum sabah kalktığımda ve hala titriyorum. Hayır, soğuk olduğu için değil. Evet, soğuk var, o da var. Soğuk, bu şehir soğuk ama benim alışkın olduğum soğuklarla kıyaslanamaz bile.
İnsan vücudu, ateşi çıktığında daha çok üşür. Çünkü vücut alışkın olduğu, olması gereken sıcaklık derecesinde değildir. Üşüyorum, alışkın olduğumdan daha fazla yanıyor içim...
İnsanın, içine giren mikroplarla savaşırken yükselir ateşi. Mikrop kaptığımı, bağışık olduğum mikropların değişim geçirerek yeniden içime girdiğini hissediyorum. Ve üstelik bazı mikroplara karşı hiçbir zaman bağışıklık kazanamıyorum. Yalan ya da yalan söylememek adına yapılanlar mikrobu gibi.
Ne zaman girdi vücuduma mikrop? Hatırlamıyorum. Sonra bir doktor arkadaşımın söylediği şey geliyor aklıma. Aslında pek çok mikrop, hatta kanser bile her an vardır vücudumuzda. Bunların hastalık yapabilmesi için vücudun tolere edebileceği sınırları aşması ya da vücut direncinin düşmesi gerekiyor... Bazı hastalıkları her daim içimizde besliyoruz ve bazen tolere edebileceğimiz sınırları aşıyor demek ki... Üstelik direncimiz de düşüyor. Ne kötü, tolere edebileceğimi bilen mikroplar, direncimin düştünü bildiğinden daha çok saldırıyor ve ele geçiriyor beni...
Titriyordum bu sabah kalktığımda ve hala titriyorum. Korkudan mı? Bu da olabilir! Korku, korkudan titremek, bir kabustan korkmak örneğin ya da bir hayaletten. Ve hatta ikisinden de... Ya da hayal etmekten, hayal etmekten ve zihninde hayal adına yarattıklarının yaratıklara, hayaletlere dönüşmesinden...
Daha çok korktuğum anlar da vardı benim. Daha kötü kabuslarım, daha dehşetengiz hayaletlerim... Bu sabah titreyerek uyandığımda, belki de korkudan titriyordum ve belki de bir kabusun içindeydim. Gözümü açtığımda odamın içinde dolanan hayaletler büyüttü korkumu belki de... Belki de...
Korkunun büyüklüğü, korkunun nesnesinin büyüklüğünden mi yoksa korkan öznenin kendisinden mi kaynaklanır? Hiçbir vakit, ne nesneye ne de özneye olması gerektiğinden daha fazla değer veremiyorum. Çünkü birinden birine yapılan aşırı vurgu, genellikle koparıyor aradaki zincirleri.
***
Yalnızlık korkutur insanı. Ne kadar yüzmeyi bilse de insan, yalnız başına bir denizin ortasında olmak korkutur.
Kararsızlık, en ölümcül mikroptur ve öldürürken süründürür... Hele de kararsızlığın arkasından gelen bir kendini anlama çabası korkunun bir mikroba dönüşmesi gibidir...

2 yorum:

  1. geçmiş olsun. acil şifalar dilerim...

    YanıtlaSil
  2. Aşırı vurgu..Gerek yok, haklısın...

    Son cümlelerin özellikle hayata dair müthiş tespitler..
    Veciz söz gibi..
    Ve ne kadar doğru...

    YanıtlaSil