12 Aralık 2009 Cumartesi

Bir Kez Daha... Sayıklamalar...

Eski defterleri açtım içimde... Eski defterler, geçmişimin rutubetinde ıslanmış ve birbirine yapışmış sayfaların arasında dolaştım... Ellerim, ayaklarım yapış yapış oldu... Birbirinden ayırmaya çalıştığım bazı sayfalar yırtıldı. Okuyabildiklerim, üstüste binmiş, birbirine geçmiş yazılardı sadece. Birbirine geçmiş, üstüste binmiş yazılarda anlam aradım. Anlam, yazıların üstüste binmiş olması mıydı? Satırları okumak yerine, dağılmış mürekkebin arasından hayaller mi yaratmalıydım?
Eski defterleri açtım içimde... Defterler, geçmişin rutubetinde ıslanmış defterler gibiydi geçmiş, artık okunmaz kelimelerin arasından seçtiklerimle yeni cümleler yaratmaya çalışmak gibi... Geçmişi yeniden yarattım satırlarda...
Gözlerim birden masadaki su şişesine kaydı. Durdum. Masasın sarsıntılarının titreşimlerinin şişedeki yansımalarına daldım. Bir eski defterlere baktım içimde, bir suya... İçimdeydi defterler ve ben her an susuyordum. Kana kana içmek istedim suyu bir an... Kana kana içmek ve içimdeki defterin sayfalarını o su ile yıkamak... Şişedeki suya kayıyordu her an gözlerim ve ellerimi yazıyla tutuyordum. Yazı ellerimi tutuyordu...
Kendimi silmek istedim bu gece. Çünkü yoktu... Kendimi silmek istedim bugün, kendimi silmek ve yeniden yazmak. Boş bir sayfa istedim hayat adına, tanrıyla pazarlığa oturabilmek veyahut ruhumu şeytana satmak... Kendimi silmek istedim ve arınmak. Sonra korktum, yeni bir şeyler yazamamaktan korktum, çaresizlikten, şanssızlıktan, kalemimin kırılmasından, kağıdımın yırtılmasından, eski defterleri yıkarken, sözcüklerin, sözcüklerimin de uçup gitmesinden ve yeni bir şeyler yazamamaktan, yazamayacak olmaktan...
Korktum... Defterlerin arasında kaybolmaktan... Ellerime baktım. Yapış yapıştı ellerim. Gözlerim suya kaydı. En azından ellerimi yıkayabilirim diye düşündüm, en azından ellerimi, ona dokunabilmek için, ellerimi yıkayabilirdim. Unutmayayım diye avucuma yazdıklarımdan kurtulabilirdim en azından, dokunduğumda ona bulaşmasın diye...
Bir deftere kaydı gözlerim bir suya. Sonra yeniden ellerime baktım ve kendimi kaybettim... Çünkü başka defterleri de yıkamam ve yıkmam gerekiyordu. Başka hayatlar, başka hayatlardan öğrenmiştim bazı öğrendiklerimi... Kendimi daha da kaybettim...
Kayboldum... Bulunmak istemedim, bulunmamaktan korktum...
Telaşla bastığım ayaklarıma daha da fazla bulaştı eski defterlerin yapış yapış sayfaları. Hep yarımdı bir şeyler, hep eksik, hep eski... Bir kez daha yarım, bir kez daha eksik kalmaktan, bir kez daha eskimekten korktum... Yeni defterler dolanacaktı ayaklarıma, yazdığım yeni defterler... Sonra kendimi kaybedecektim daha fazla ve sayfalar birbirine karışacaktı. Eskimiş yeni defterlerin sayfaları, eski defterlerin sayfalarına karışacaktı...
Şişedeki suya kayıyor gözlerim, ellerim tutuyor beni, yazıya tutunmuş ellerim...
Tut beni! Kendimi kaybediyorum. Kendimi sende buluyorum.
Tut beni! Kendimi kaybediyorum. Sende de bulamazsam kendimi diye korkuyorum...
Tut beni! Şişedeki suya kayıyor gözlerim... Ellerim...

1 yorum:

  1. eski defterler özneler farklı olduğu için belki, zamanlar farklı, renkler farklı olduğu için eski. ama oysa aynı şeyleri yaşayıp gidiyoruz aslında çoğu zaman. şimdiyi es geçip yaşamadan geçmişi eskitip geride bırakıyoruz. ve bu yüzden de biz de eskide kalıyoruz sanki...

    YanıtlaSil