“Dostum, cesaret ile korku arasında çok ince bir fark vardır. Korku, geçmişindir. Cesaret ise bir ilerlemedir, korkarak ilerleme… İlerle…”
Beni tanıyanlar bilir. Siz tanımıyorsunuz ama siz de bilin benim hayatın normal akışı içerisinde gözlüklerimi iki durumda çıkardığımı: Birincisi kavga edeceğim zamanlarda ikincisi âşık olduğumda. İlkinin çok kolay bir şekilde anlaşılabileceğini düşünüyorum. Haliyle, birine yumruk atıyorsanız yeme ihtimaliniz de olduğundan, gözlüklerinizin ya cebinizde ya da o anda yanınızda bulunan herhangi birinde bulunması anlaşılır bir durum. Üstelik gözünüzde gözlükle birine kafa atarsanız pişman olan siz olursunuz…
İkincisi, yani âşık olduğumda, gözlerim başka hiçbir kadına değsin istemediğimde de çıkarıyorum gözlüklerimi. Birkaç metre görme mesafesi olsa yetiyor bana. Ötesinde ve berisinde hep sevdiğim kadın olsun istiyorum. Ötesinde ve berisinde sadece hayaller…
Konu bu değil ama başlamadan bunu söylemeliyim gibi geldi, söyledim ve geçiyorum…
Biliyor musunuz, hemcinslerimi garip buluyorum bazen. Evet, kesinlikle öyle, garip… Öyle mi? Bir bakalım.
Bir konsere gidiyorum, çok sevdiğim bir sanatçı ve ardından yine çok sevdiğim bir grup ve onların çok güzel şarkılarını dinliyorum ama çevremden, etrafımdakilerden kopamıyorum… Örneğin, yan tarafımdaki beş kişi, beş erkek, saçma sapan hareketler ve saçma sapan şakalarla çevredeki herkesi rahatsız ediyor ve ben hemen üzerlerine yürüyor ve susturuyorum onları. Üstelik gözlüklerimi bile çıkarmıyorum. Öyle kendine güvenle şakalaşıp bağıra çağıra konuşanlar, benim birinin omzundan tutup hepsine sert bakışlar atıp uyarmamla nasıl oluyor da sus pus oluyorlar anlayamıyorum.
Yanımda iki çift var, arkadaşlarım ve birbirlerine sarmaş dolaş konser izliyorlar. Ne güzel, itirazım yok. Ama biri, çiftlerden birinin erkek olanı, sürekli kız arkadaşının kıyafetlerini eleştirmekle, “sırtın çok açık, gömleğinden tenin görünüyor, göğüslerini kapat” şeklinde uyarmakla meşgul. Kıskanç ve erkek ya… Sonra, yorulduğu için mırın kırın edip sevgilisinin ayaklarının dibine yere, çimlere oturuyor bu arkadaş. O ara, iki tane adam kız arkadaşının dibine kadar sokulup hem itiştirip kızın dengesini kaybetmesine neden oluyor hem de taciz ediyor. Kızı, kolumun arasına alıp herifleri itip tehdit edip def etmek bana kalıyor ve üstelik gözlüklerimi bile çıkarmaya vaktim olmuyor. Son ana kadar yerde oturup olayın farkına bile varmamış gibi duran, kıskanç ve erkek olan arkadaş ben herifleri kovaladıktan sonra kalkıp hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyor, utanmadan…
Konserde ilk sanatçı sahneden ayrılıp ara verildiğinde, biz de muhabbet edip fotoğraf çekiliyoruz. O ara bir adam ve bir kadın gelip benden kendilerinin fotoğraf makinelerini unuttuğunu ve onların da fotoğraflarını çekip fotoğrafları onlara e posta ile yollayıp yollayamayacağımı soruyor. “Seve seve” diyorum ve “âşıklar için bir şeyler yapmaktan mutluluk duyarım” diye de ekliyorum, gerçekten mutluluk duyarak. Adam, atlıyor hemen, sanki bir pot kırmışım ve beni düzeltmek ister gibi acele acele “biz âşık değil, evliyiz” diyor. Ben şaşkın, kadın şaşkın, üçümüz birbirimize bakıyoruz. “Âşık değilseniz sizin fotoğrafınızı çekemem” diyorum şaka yollu, adam kendine geliyor. Kadın adamın gözünün içine bakıyor ve adam, “Şey” diyor, “hani nişanlı ya da sevgili olanlara âşık denir ya ben o yüzden…” falan diye gevelemeye devam ediyor. Neyse, sonuçta fotoğraflarını çekip yolladım ama...
Bir adam, dolaşıyor ve saçma sapan anlarda durup, bilmediği şarkılara eşlik ediyormuş gibi yapıp sallanıyor. Sonra yerini değiştirip başka bir yere gidiyor ve yine gözüme takılıyor. Sonra, başka bir yer ve böyle dolanıp duruyor. Ne yapmaya çalıştığını fark ediyorum. Sarmaş dolaş sevgililerin arasında onların bu hallerinden faydalanıp kim vurduya getirip kadınları taciz ediyor. Bunu fark ediyorum ama tacizin, bu tür kalabalık ortamlarda çok sık rastlanan bir şey olduğunu bildiğimden, erkek olduğum halde benim bile kadınlar tarafından taciz edildiğim tecrübesinden ve adama uzak olduğumdan bir şey yapmayıp şarkılara dönüyorum. Sonra adamı bir anda yanımda gördüm. Önümdeki arkadaşlarımdan birine daha aynı şeyi yapacağını fark edip yine gözlüklerimi bile çıkarmaya vakit bulamadan, karnının ortasına bir dirsek atıp uzaklaştırdım oradan.
Bir başka adam, otuz yaşlarında, yanımda duruyor. Çocukça bir heyecan taşır gibi olduğunu düşünüyorum. Yeni başladığı okulda ilk günü olan bir çocuk gibi heyecanlı, öyle görünüyor. Yanında, adamla aralarında en az on yaş olan iki çift var. Bazen adamın yüzünde garip bir ifade dolaşıyor. İki çiftin yanında tek olmanın gerilimini yaşadığı düşünülebilir. Ama dediğim gibi, bu ifade çok hızlı ortaya çıkıp aynı hızla kayboluyor. Konser başlamadan önce sürekli bir şeyler anlatıyor yanındakilere. İlk bakışta, abilik yapar gibi ama ikinci ve detaylı bakışta, zihnindekileri susturmak için konuştuğunu, konuştukça içindeki sesleri susturduğunu ve daha çok konuştuğunu fark ediyorsunuz.
Müzik başlıyor, adam susuyor. Müzik başlıyor ve adamın gözünde arada akamayan yaşlar görünüyor. Sonra, salınıyor şarkılara eşlik ederken ve az önce konuşarak susturduğu içindeki sesleri şimdi, bağıra çağıra şarkı söyleyerek susturuyor; öyle görünüyor. Bağıra çağıra şarkı söylerken, sözlerin bazen yarım kaldığını, öylece havada asılı durduğunu fark ediyorum. Şarkıyı söylemeye başlıyor ve sanki, şarkının devamı dilinden değil ama zihninden geçmişe akıyor. Kulağına doğru eğiliyorum adamın ve bir yerlerde okuduğum şu cümleyi fısıldıyorum. “Dostum” diyorum, “cesaret ile korku arasında çok ince bir fark vardır. Korku geçmişindir. Cesaret ise bir ilerlemedir, korkarak ilerleme... İlerle…”
yazını düşünkarada okudum, çok beğendim, ellerine sağlık...:=)
YanıtlaSil“Dostum, cesaret ile korku arasında çok ince bir fark vardır. Korku, geçmişindir. Cesaret ise bir ilerlemedir, korkarak ilerleme… İlerle…”
özellikle bu kısım cesaret verici...