1 Ağustos 2008 Cuma

Takmayın!

Geçen gün bankaya giderken aklıma takılıverdi birden ve düşüncelerimde düşüveriyordum az kalsın. Hadi o bir şey değil, alışkınım yani düşmeye de insan araba kullanıyorsa biraz daha dikkat etmesi gerekir değil mi düşüncelerine? Dikkat etmeli ki aklına takılıverip düşmesin. Yoksa, ışıkta karşıya geçen bir yaya, önce uçup sonra sizin arabanızın ön kaportasından kaymak suretiyle düşebilir.

Gerçi o da kırmızı ışıkta karşıya geçmeye çalışmasaydı diyerek, size, benim hiçbir suçum olmadığını söyleyip tüm suçu ona atabilirim ama yine de yapmıyorum. Zavallıcık, belki de onun da aklı takılmıştı bir yerlere ve tüm suç onun değil de aklına takılanlarındır. Neyse, o an dememiş, hatta dikkat etmediği için bir ton bağırıp çağırmıştım ama şimdi buradan geçmiş olsun diyorum kendisine.

Geçmiş olsun deyip geçeyim, arabada giderken yandaki boş koltukta boş durmayıp takılmama neden olan şu kitaba. Kitabın kendisinin bir önemi yok aslında. İncecik, eski baskı bir kitap altı üstü: yıllardır okumaya direndiğim, okumak istemediğim bir yazar olan Nietzsche’e ait “Putların Alacakaranlığı” kitabı. Sevgili blog kardeşlerimden biri çok seviyormuş da bana da tavsiye etti. Ben de tüm önyargılarıma ve yıllardır direnmeme rağmen eğer benimle okuduklarım üzerinden tartışırsan, okurum Nietzsche’yi, yoksa hiç kimse bana okutamaz dedim ve o da kabul etti. Daha bir iki mail dışında tartışmalarımız çok ilerleyemedi ama olsun başladık bir kere ve ben verdiğim sözlere çok fazla sadık bir insan olduğumdan bu eziyete katlanacağım.

Dur yahu! Bunu kendime söylüyorum, lütfen üzerinize alınmayın, sanırım “yahu kardeşim beni nasıl bir belanın içine attın Nietzsche okutarak” diye bir mesaj verme kaygısıyla nerelere geliverdim birden bire. Dedim ya mevzu ne kitap ne de Nietzsche ve hatta kendisi mevzu olsaydı, Nietzsche bana kızar ve dekadans sözcüğü kulağımda çınlarken “insan alt edilmesi gereken bir şeyse, oğlum, sen alt üst edilmesi gereken bir şeysin” deyiverirdi ve “senden ne üst insan olur ne de adam” diye de eklerdi.

Aklıma başka bir şey takılmadan, şu takıldığım şeye geçeyim. O anda bankaya giderken o kitabın ne işi vardı yanımda diye düşündüm ve bu takıntıma takılıverdim. Hayır, önce, “yok canım, ben o kitabı arasına tahsil edeceğim çekleri, kimlik fotokopilerimi falan koyayım da kırışmasınlar diye aldım yanıma, takıntıyla falan alakası yok” diye kendimi ikna etmeye çalıştım ama kendimi kandırmayı hiç beceremiyorum. Kötü bir yalancıyım tamam da insan kendine bile yalan söyleyemeyecek kadar kötü bir yalancı da olmaz ki!

Demek kendim bile kendime inanmıyorsam kimse bana inanmıyormuş diye de düşündüm mü böylece? Takıntıma takmam bir, bu iki. Neyse, bu yalan meselesinde aklıma takılanlara takmaya devam edersem siz de bu yazıdan düşersiniz de bir şey olursa diye korkarım. Neme lazım!

Yıllardır böyle aslında, yıllardır nereye gitsem, elimde, cebimde, çantamda mutlaka bir kitap, olmadı bir dergi bulunur ve bu bende artık bir takıntı haline gelmiş bulunuyor. Hele ki gideceğim yerde bekleme ihtimalim varsa yanıma okunacak bir şeyler almadığımda kendimi öyle kötü hissediyorum ki sanki beni hapse atmışlar da ben sıkıntıdan patlıyorum.

Bir kafede arkadaşımla mı buluşacağım? Ya geç gelir de ben beklerken boş boş oturmak zorunda kalırım diye olmalıdır yanımda kitap. Olmadı, bunu düşünmedim diyelim, otobüste giderken bir şey olur da trafik tıkanır ya da metroda giderken rötar yapar da ben boş kalırım diye almışımdır yanıma kitabı. Hatta binde bir ihtimal öyle bir şey olur da yanımdaki kitap bir işe yararsa kendimi o kadar iyi hissederim ki sanki diğer insanlara acıyarak bakıyorumdur. “Ha, ha bakın gördünüz mü? Siz öyle kös kös durunken benim için bu bir kayıp zaman değil” diyorumdur içimden. Hayır, demiyorum da öyle bir ruh haline giriyorum.

Ama artık yavaş yavaş bu konuda bir çözüm bulmaya başlamış durumdayım. Yanıma kitap almamak konusunda kendimi ikna etmek için, “eğer işim uzayacak gibi olursa, bir bayiye girer, gazete ya da dergi alırım” diye düşünüyorum ve işe yaramaya başladı galiba. Bil vesile tanıştığım ve düzenli okumaya başladığım dergiler bile var ki K Dergisi bunlardan biri.

Şimdi size yeri gelmişken bu dergiden bahsetmemi çok istediğinizi biliyorum ama benim öyle uzun şeyler yazmamak gibi bir takıntım olduğundan bu yazıyı daha fazla uzatamam. Hem kimilerinin uzun şeyler okumamak gibi bir takıntısı olduğunu da bildiğimden size saygımdan bitiriyorum. İnandınız mı? İnanmadınız mı? Boş verin o zaman ve takmayın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder