Tüm şehrin görülebildiği tepeler vardır ya hani, filmlerde sevgililerin bir ağaç altında şehri seyre daldıkları, oraya gidiyorum işte.
Dışarıdan, şehrin dışından, seyretmek istiyorum şehri, seni.
O tepenin yamacındaki patikadan tırmanıyorum yukarıya doğru ve arada durup durup bakıyorum şehre, sana.
Her adımda, her durup baktığımda daha çok, daha bütün görmeye başlıyorum şehri, seni.
Arada, patikada, ayağım bir taşa takılıyor yürürken, dengemi kaybediyorum ve sarsılıyorum; sarsılıyor şehir, sarsılıyorsun.
Her zaman şanslı olamıyor insan ve her sarsıntıda toparlanamıyor. Takılıyorum, sarsılıyorum, düşüyorum. Düştüğüm yerden bakıyorum şehre, sana.
Çıkıyorum tepeye, yükseliyorum. Yükseldikçe küçülüyor her şey; evler, ağaçlar, insanlar ve şehre ait ne varsa… Küçülüyor şehir, küçülüyorsun.
İçime çekiyorum havayı, tertemiz bir nefes… Her zerresinde, içimi arındırıyor gibiyim. Bir bulut gibi çökmüş kiri görüyorum şehrin üstünde, kırmızı, kahverengi, yeşil, sarı, gri, siyah… Kirini seyrediyorum şehrin, senin.
Yürüyorum ama yorulmuyorum. Bunu fark ettiğim anda, beni ne kadar yorduğunu düşünüyorum şehrin, senin.
Zordur bir tepeye tırmanmak, usanç verir insana. Ben bıkmadan, usanmadan tırmanıyorum ve şaşırıyorum buna. Anlıyorum ki bıkmışım artık şehirden, senden.
Sessizlik her yanım, her yanım sensizlik. Sensiz her ses sessizlik. Nefret etmişim gürültüsünden şehrin, senin. Tahammülüm kalmamış tek bir çınlamasına şehrin, sesinin.
Dokunduğum her yer, her şey gerçek. Duyduğum her ses, doğal. Ben yapaylığın içindeymişim şehirde, sende.
Ölüm bile doğal geliyor burada. Her şey kendi doğallığında ölüyor. Çektiğim tüm acıları hatırlıyorum, hepsini ama ve tek tek. Hepsi sahte geliyor artık bana, tüm acılar ve o acıların içinde kıvranarak ölüşüm. Görüyorum şimdi, şehir ölmekmiş defalarca, öldürüyormuş beni şehir, öldürüyormuşsun beni.
Şehrin üzerinden batıyor güneş, usul usul çöküyor karanlık. Batan güneşi seyrediyorum, her yer alacakaranlık. Başıma çöken ağrıların olmadığını fark ediyorum. Gözlerimin çevresinden yayılırdı başıma ağrı, günün geceye dönümünde ve gün dönümlerini sevmedim hiç bu yüzden şehirde. Gün dönüyor üzerinden şehrin, senin.
Karanlık, her yer karanlık artık. Yeter ki arkamı döneyim şehre, görmeyeyim parıltılarını şehir ışıklarının. Ve üstelik karanlık korkutmuyor beni. Korkutmuyor hiçbir şey beni ışıkları kadar şehrin, senin.
Tepenin yamacındayım, uzanıyorum. Uzanıyorum ve yıldızları seyrediyorum. Yıldızlar, şehir ışıklarının esaretinden kurtulmuş ve özgürlük şarkıları söyler gibiler gökyüzünden. Yıldızlar gibiyim, kurtulmuşum esaretinden şehrin ışıklarının, senin.
Tepenin yamacındayım, uzanıyorum. Yıldızlar parıldıyor gökyüzünde ve ben şehir ışıklarına lanet ediyorum. Şehir ve ışıkları, eşsiz manzarasından gökyüzünün ve yıldızların mahrum ediyormuş beni. Senin hayatın ışıklarından mahrum edişin gibi. Nefret ediyorum, şehir ışıklarından, şehirden, senden.
Doğruluyorum olduğum yerde ve dizlerimi kırıp oturuyorum, tıpkı yan yana, bir tepenin yamacında oturup şehri seyreden sevgililer gibi. Tepenin yamacındayım ve yanımdasın. Ellerim belinde, bir birine aşık sevgililer gibiyiz ve ben şehri seyrediyorum. Belinde elim, karşıda şehir, gözlerimi kapatıyorum şehre ve tepenin yamacından itiyorum seni şehre doğru, itiyorum seni sana…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder