20 Ağustos 2009 Perşembe

Keskin Sirke ve Anarşizm...

Bir tiyatro oyunu vardı. Vakti zamanında bir türlü gitmeye ve görmeye olanağım olmayan ama adı ilgimi çektiğinden arada aklıma gelen bir oyundu. “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü.” Muhtemelen buradaki anarşist kelimesi anarşizm kuramıyla ilişkili olarak değil de daha çok verili düzen karşıtı birini ifade etmek için kullanılıyor. Oyunun adının benim aklıma gelişi ise anarşistin gerçek anlamıyla alakalı. Hani şu Proudhon, Bakunin, Kropotkin gibi isimlerle anılan düşünce akımını kastediyorum.

Şimdi oturup google’dan araştırıp biliyormuş gibi yapabilirim ama hiç bunu tercih etmeden, bildiğim kadarıyla yetinerek bizim ülkemizde öyle adlı adınca donanımlı, bilinen belli bir etkiye ulaşmış bir anarşist akım olmadı hiçbir zaman diyebilirim. Aklıma tek bir isim geliyor, o da Gün Zileli. Bir dönem, üniversite yıllarında onun yaptığı bir iki şeyi okumuşluğum ve duymuşluğum vardır ve sanırım gerçekten de bizim ülkemizde anarşizm o kadardır.

Yazdıklarımda en ufak bir küçümseme yok ve hatta tam tersine yukarıda adını zikrettiğim isimlerden bazılarının insanlığın düşünsel tarihinde önemli yerleri olduğunu düşünürüm hep. Hatta özellikle Avrupa’da anarşist akımların önemli tarihsel olaylarda, bence anlamlı katkıları olmuştur. Hepsinin ötesinde, sonuçta insanlığın düşünsel kaynaklarına dair benim yaklaşımım asla küçümseme olmamalı diye düşünür ve bunu uygulamaya çalışırım.

Gelin görün ki mevzu bizim ülkemizdeki kendini anarşist olarak adlandıran, özellikle genç bireyler olduğunda aynı olgunlukla yaklaşamıyorum ve arada anarşist olduğunu iddia eden arkadaş ve tanıdıklarımla tartışırken aklımdan, elimden bir kaza çıkacak ve bir anarşist kaza sonucu ölüverecek diye geçiriyorum. Birkaç gece önce olduğu gibi…

Evde oturup güzel güzel film izlerken ve ardından, yakın zamanda hakkında bir şeyler yazacağım, zaman kavramı üzerine bir kitap okurken, gecenin bir yarısı ellerinde içkilerle iki arkadaşım geldi. Bunlardan biri, milli bir sporcudur ki çok da sevdiğim bir arkadaşımdır. Diğeri ise yeni tanıştığım, eğer futbol konuşmuyorsak, muhabbeti çok keyifli ve kesinlikle zeki olduğundan emin olduğum bir doktordu.

Onlar geldi ve içkilerimizi yudumlarken, gecenin bir saatinde ancak alkol ile tahammül edilebilecek bir muhabbete başladık. Yanlış anlaşılmasın, şikayetçi olduğumdan böyle yazmıyorum. Sadece, gerçekten de bazı muhabbetlerin ancak alkol ile keyifli ve tahammül edilebilir olduğunu düşünüyorum. Benimki bir nevi bir uyarı levhası: “bu muhabbete ayık kafa ile yaklaşmak tehlikeli ve yasaktır”.

Konumuz ya da benim iddiam üzerine çıkan tartışmamız, hak ve haklılık kavramlarının durumsal ve ilişkisel olduğu üzerineydi. Ki ben bununla ilişkili olarak hak ve haklılığın durumsallığının meşruiyet kavramıyla da ilişkisi olduğunu iddia ediyordum.

Bunu sadece muhabbetin konusunun ne olduğunu söylemek için yazdım ama tartışmanın konusu hakkındaki detayları sonra yazmak istiyorum. Benim burada asıl yazmak istediğim şey deminden beri bahsettiğim, kendilerini anarşist olarak adlandıran insanların yaklaşımıydı.

Söylediğim gibi anarşizm bir düşünsel akım ve içeriği kuramsal olarak tartışılabilir. Öte yandan, anarşizm altı boş bir tepkisellik olmasa gerek. Böyle zannediliyor ama “ben anarşistim abi” diyerek, her şeye isyan etmek, ediyor görünmek, ona da karşıyım buna da karşıyım diye ahkam kesmek, uyumsuzluğu teorize etmek, gece yarısı komşu dövmeye gitmek falan da değildir.

Ayrıca, her zaman olduğu gibi içindekileri dışa vurmak için bazı kavramların ardına sığınmamak da gerekiyor. Zira, ardına sığındığınız kavram, sizin için koruyucu olmayabilir. Hatta tam tersine, bazen o kadar savunmasız bırakır ki sizi bazı kavramlar, hep verilen örneğiyle yaptığınız deve kuşu gibi başınızı kuma gömmekten ibarettir…

Söylediklerim fazla kapalı gelebilir ama tartışmanın nereden kaynaklandığını anlatmam uzun süreceğinden böyle olmasını göze alıyorum. Sadece şöyle söyleyebilirim ki gecenin bir yarısı arabasını yanlış bir şekilde kapının girişine park etmiş bir komşu üzerinden arkadaşın şikayeti ile başladı muhabbet ve muhabbetin içeriğini belirleyen şey arkadaşın kendisini ifade ediş biçimiydi. Zira arkadaş “anarşist”ti.

Ama şimdi hepsini boş verip anarşizm falan nedir bilmeyen atalarımızın çok yerinde bir tespiti ile bitireyim yazdıklarımı: “Keskin sirke küpüne zarar…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder