28 Eylül 2008 Pazar

"Kale"mde, "Kalem"le...

Güvensizliklerle dolu bir zamanda yaşıyoruz. Çok kullanılır ya, “o çağı, bu çağı, bilmem ne çağı…” diye, eğer bir hükmü, hükmüm olsaydı ben de söylerdim büyük harflerle “bu çağ güvensizlikler çağı ey insanlar” diye.

Akıl bu, dilin kemiği, aklın ve akılsızlığın sonu yok. Bir dolu çağrışımın dolanması olası zihinlerde, hele de güvensizlik denildiğinde.

Ah işte, insan böyle çağrışımlara kaptırdı mı kendini, kontrolü kaybetmemek için, ununu eledikten sonra henüz asmadıysa eleğini, şöyle zihnine doğru tutuvermeli… Ben yapıyorum ve eleğin en üstünde, en iri tane olarak “acziyet” kalıveriyor.

Eleğin üzerinde kaldı diye, elinizle alıp atmaya kalkmanızı pek tavsiye etmem bu kelimeyi, zira yakabilir, ya elinizi ya attığınız yeri. Oradayken bile ortalık ısınıverdi birden bire. Ter basıyor.

Neyse, bir şekilde güvenmek zorunluluğu da var ve güvenecek bir şeyler olmak zorunda. Ben kendi adıma, çok şeye güvenmeye çabaladım ama daha bugün, yazmaya başlamadan hemen önce, tek bir şeye, sadece ya da en çok güvendiğimi fark ediverdim, “kale”me, “kalem”e…

Belki sonlara doğru söyleyebilirdim ama yerinin bir önemi olmadığından hemen söyleyeyim, elinde tutanın ben olması gibi bir zorunluluk yok. Ama yine de en çok elimdekine, elimdeki kaleme güveniyorum.

Dostlarıma güvenmiyorum artık eskisi kadar çünkü kendime güvenmiyorum. Bir tek ellerime güveniyorum, elimdeki kaleme. İçimi açamıyorum dostlarıma ama kalemimi açtığımda, açılıyorum.

İnsanlara güvenmiyorum artık eskisi gibi çünkü insanlığa, insanlığıma güvenmiyorum. Ama hele “kale”me sığınıp “kalem”i alayım elime, insanlık ve insan olmak beyaz bir sayfa oluyor önümde.

Çok şey olmak ister insan, küçük bir çocukken başlar “şu olacağım, bu olacağım, o olacağım” diye söylemeye. Çok şey istedim, çok şey yaptım, çok şey yaşadım belki ama, kalemi elime almadığımda, almayacaksam eğer yaşadıklarım ve yaşayacaklarım dahil her şey anlamsız geliyor. İnsan, ömrüne anlam katan şeylere güveniyor ve sevgili kalemim, ben sana güveniyorum.

Tam bunu söylemişken, eklemeliyim ki insan, güvendiği şeye sığınabilmek istiyor. Yeniden yazıyorum, insan sığınabileceği şeylere güveniyor. Ama maalesef sadece bu değil, insan korktuğu şeye de sığınıyor ve sığındığında, korktuğu şeye sarıldıkça kendini güvende hissediyor. Kalem, “kale”m olabilmişse eğer, ben korkmadan, sığınabilirim kendisine. Gerçi korksam da sığınsam bile daha iyi bir sığınak bulamam kendime…

Şimdi, tam buradayım işte, “kale”mde, elimde kalemle ve müsaadenizle, olası savaşlara karşı tahkim etmeliyim, “kale”mi. Savaşacaklarıma göre, açmalı ve sivriltmeliyim “kalem”imi…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder