25 Eylül 2008 Perşembe

Çıkaramazsın!.. (Sayıklamalar)

Ben de kimim ki?

Sensin işte ve bu kadar basit!

Basit mi? Bu ben miyim? Bu kadar basit!

 

Çık içimden!

Çıkaramazsın.

Yapacağım, çıkacaksın!

Eğer çıkarsam burada kalacağım, burada, mezarlıkta, toprağın altında ve sen sonunda yine bana geleceksin.

Öyleyse ben kalayım toprağın altında ve sen git; ama çık içimden.

Çıkaramazsın, sen dışına çıkabilirsin ama içinden çıkaramazsın.

 

 

Hey, gördün mü?

Neyi?

Görmedin mi?

Neyi?

Her şeyi!

Hiçbir şey görmedim!

Demek görmüşsün, her şeyi.

Hiçbir şey anlamıyorum.

Anlamak istemiyorsun, bunu biliyorsun, biliyoruz. Bir film şeridi gibi geçiyordu her şey. Yok, hayır, bir film şeridi gibi değil. Bu ifade doğru olamaz. Olmadı, hayır, ifade doğru olduğu için “doğru olamaz” dediğime olmadı diyorum. Bir film şeridi gibi değildi, zaten öyleydi, filmdi. Film şeridi gibi olanlar beyninin içindekilerdi. Paralel bir evren, zamanda bir yolculuk, filmin an ile geçmiş arasındaki geçişlerine katılmış bir üçüncü zamansal boyuttu bu, geçiyordu.

Evet, geçiyordu ama gitmiyordu. Takılıyordu bir yerde, birikiyordu. Bir eleğe takılır gibiydi. Hayır, daha başka, belki nehrin kıyısında, nehre doğru uzanmış bir dal gibi, dala takılan, akıntının artıkları gibiydi, takılıyordu, birikiyordu.

Film, sadece bir filmdi. Bir hayattı ve belki gerçek belki kurguydu. Şeritler, şeritlerdeki görüntüler gerçekti. Uzanıp almaya çabalasam mı nehrin akıntısından, nehre uzanan dala takılan akıntının artıklarını? Uzansam, belki dal kırılacak ve düşeceğim. Kapılıp nehrin akıntısına, çarpacağım sağa sola ve boğulacağım.

Uzanıp, takılanları serbest bıraksam, gitseler ait oldukları yere, akıntıya. Ve artlarından bakıp biraz hüzünlensem ama hüznüm unutmaya kadar sürse. Yok, bu kendimi kandırmak olur! Ama ya düşersem, dala takılanları serbest bırakmaya çalışırken? Ya dala uzandığımda, o kadar çabadan sonra, akıntıya bırakmaya kıyamayıp toplamaya ve alıp götürmeye kalkarsam onları? Bak bu da korkaklık işte.

Öyle mi?

Öyle!

Film mi bu? 

Evet! Ama şeritler, şeritler halinde geçenler gözümün önünden, film değil.

Yağmur bu, tutunamayan değil! 

Yağmur bu, sırılsıklam her yanı saran.

Yağmur bu, hem de ahmak ıslatan...


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder