Kıskanç bir adam olduğumu düşünüyorlar. Siz de düşünebilirsiniz ve bu benim için hiç sorun değil. İnsanları sevmediğimi de düşünebilirsiniz. Ama bunu sadece ben düşünüyorum, benim hakkımda böyle düşünülüyor olabileceğini. Tabi eğer, insanlar, insanlara ve dolayısıyla bana, benim insanlara baktığım gibi bakılıyorsa...
Kıskanç mıyım?
Bu söze, doğrusu soruya dair artık bir şarkım da var. Her bu kelimeyi andığımda, kulaklarımda Visa'nın I'm Jealouos şarsını duyuyorum. Belki buraya bir yere iliştiririm, siz de benim gibi kıskancım işte diyerek dans edersiniz... Ama mümkünse bunu hergün kullandığınız, aynı insanlarla karşılaştığınız otobüs durağında yapmayın. İnsanlar size garip bakabiliyorlar. Ya da... Ya da vazgeçtim, yapın, otobüs durağında da olsanız, otobüste de olsanız, hasılı nerede olursanız olun yapın... İnsanların sizi, anlamı üzerine düşünmediği kavramlarla yargılamasına inat, evet evet o benim diyerek, bunu dans eşliğinde gerçekçi kılarak ifade edin. Hatta yaşınız yetiyorsa benim gibi, Metin Milli'nin yorumunuyla aklınıza, “seviyorum işte, var mı diyeceğim” şeklinde sözleri olan şarkıyı getirin ve “I'm Jealous işte var mı diyeceğim” diyerek söyleyin...
Siz bilirsiniz!
Ama bilmediğiniz bir şey belki şu olabilir. Eğer bir gerçeği, insanların sizi yargıladığı ve gerçek olduğunu düşündükleri şeyi yüzlerine karşı, “evet öyleyim” diye söylerseniz, ellerinden en büyük silahlarını almış olursunuz ve sizi artık sevmezler. Genellikle... Sevmezler çünkü, insanlar sizi değiştirmeyi ya da size bir şey katmayı değil, eleştirmeyi severler. Yine genellikle... Onların elinden oyuncağını aldığınızda, oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi bakarlar yüzünüze. Eğer nefret kelimesinin bende ne çağrıştırdığını resmetmek isteseydim, oyuncağı elinden alınmış bir çocuğun yüzünüze bakışını resmederdim.
Dağıtmayacağım, gecenin geç saatine kadar telefonla kulağımdan alkol tadında bir ses üflenmiş olsa da, ben o sarhoşlukla çok geç yatıp bir iki saatlik uykuyla uyanmak zorunda olmuş olsam da, tüm gün ayakta durmuş olsam da, gözlerimden uyku akıyor olsa da dağıtmayacağım. Elbette konuyu...
Kıskanç bir adam olduğumu düşünebilirsiniz. Düşünün! Bir adamım ben, öyle ki kıskançlığı, bir şeyleri anlayamamaktan kaynaklı bir adam. Sahip olduğu şeylerin değerini anlayamayanları anlayamayacak kıskanç bir adam... Sahip olduğu şeylerin ne olduğunu bile anlayamacak olanları anlayamayacak bir adam...
Kıskanç bir adam olduğumu düşünün. Çünkü aç bir adamım ben. Aç, çünkü kıskanç. Kıskanç, çünkü aç. Aç ve kıskanç... Kelime oyunu mu yapıyorum? Hayır kelimeler bana oyun yapıyor. Kıskanç bir adamım ve kıskançlık açlıktan gelir...
Bir tek sözüne hayatımı adayabileceğim birinin, başka birine yazdığı onlarca sözü, bir sözüyle, süzen, süzgecin üzerinde sözden gayrı her şeyi bırakabilen birini kıskanabiliyorum. Sahip olduğu şeyi süzgecin altında bıraktığını göremeyenleri kıskanıyorum. Süzgecin altında kalana hiçbir zaman sahip olamayacağını bilen ve bu yüzden süzgecin altında, kelimelerin arasından geçip borunun içinden kanalizasyona girmeye razı bir adam.
Kıskançlık, insanı pisliğin içine sokuyor ve ben buna rağmen kıskanç olmaktan, kıskanç olduğumu söylemekten imtina etmiyorum. İstiridyeleri düşünüyorum çünkü... Ben istiridyeleri düşünebilen bir adamım. İçine girip içine çektiğinin yaratacağı incinin sebebi olduğunu bilen bir adam... Sorunun yahut önemli olanın içine girdiğiniz şeyde değil, içinizde yarattığı şeyde olduğunu bilen bir adam...
Ben bir adamım. Öyle ya da böyle bir adam...
O ise bir kadın. Birileri süzgecin üstünde bıraktıkları pislikleri eşeleyip onlarla uğraşırken, o inci gibi parlayan bir kadın.
Kadın! Eğer bilmiyorlarsa, tak boynuna kendini, çık sokaklara... Ne demiştim? Yürümek güzel şey!
Kadın! Çık sokağa ve yürü tüm güzelliğinle... Güzellik sahip olunacak bir şey değildir.
Güzellik, seyirliktir...
Seni seyretmeyi seviyorum...
Peki bu kıskanç adam o kadın inci gibi güzelliğiyle sokaklara çıkıp dolaşırken kıskanmayacak mı ?
YanıtlaSil:)
iyi bayramlar sevgiler selamlar :)))
YanıtlaSil